Depremin günlük hayatımızın bir parçası olduğu şu günlerde ,hepimiz bu konuyla ilgili ciddi korku ve kaygılar taşımaktayız.Ve yine hepimiz içimizde hissettiğimiz bu duygusal kargaşanın ayrımına varmaya çalışmakta; tanımadığımız bu tuhaf duyguların nasıl üstesinden gelebileceğimizi düşünmekteyiz. Çoğu insanın bu konuda yol gösterici olabileceğini düşündükleri kaynaklara ulaşmaya çalıştıkları gözlenmektedir. Bu nedenle konuyla ilgili elimizde bulunan aydınlatıcı olabilecek bazı bilimsel verileri ve günlük hayatımızda tüm bu alt üst edici duygulanımla baş etmekde kullanabileceğimiz startejileri bu yazıda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Deprem ve ilişkili psikiyatrik bozukluklar nelerdir?

Deprem ve benzeri doğal afetlerden sonra sıklıkla görülen bazı psikiyatrik bozukluklar bulunmaktadır.Bunlar arasında travma sonrası görülen stres bozukluğu,şiddetli korku biçiminde yaşanan deprem nörozu,panik bozukluğun fobi benzeri ve bedensel belirtilerle giden farklı birer tipi,depresif sendromlar sayılabilir. 

1.Travma sonrası görülen stress bozukluğu: Deprem felaketini ciddi boyutlarda yaşayan depremzedelerde rastlanan en önemli psikiyatrik sorun travma sonrası görülen stress bozukluğu olmaktadır.Çeşitli ülkelerde yapılan değişik araştırmalar şiddetli depremlerin üssünde ve çok yakın çevresinde , bu rahatsızlığın %30 a varan oranlarda görülebildiğini ortaya koymuştur.

Söz konusu rahatsızlık kişinin ciddi ölüm yahut yaralanma tehlikesi geçirmesini veya çevresinde geçirildiğine şahit olmasıyla birlikte yaşananlara şiddetli korku , çaresizlik duyguları ile tepki vermesini takiben kısa bir zaman sonra çıkar. Ancak bazı durumlarda söz konusu olaydan haftalar, aylar hatta yıllar sonra dahi çıkabildiği bilinmektedir. Felaketi takip eden günlerde olayın flashbackler (olay anına dönme hissi) ile yeniden yaşanması ve şiddetli sıkıntı hissi, zihnin sürekli söz konusu olayla meşgul oluşu, kabuslar, bedensel gevşemede zorluk, kolayca irkilme ve hafif uyaranlara bile verilen abartılı cevaplar (zil yada kapı çalmasına aşırı korku ve sıkıntıyla cevap verme vb.), kolayca öfkelenme, uykuya dalmada ve konsantrasyonda güçlük şeklinde belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtileri çoğunlukla iş veya okul performansında düşme, duygusal hayatın canlılığını yitirmesi, gelecekle ilgili planların azalması takip eder. Kişi umutsuz ve sosyal - mesleki çevresinde kayıtsız bir kişilik sergilemeye başlar. Bu ruhsal rahatsızlığın daha çok kadın,çocuk ve yaşlıları etkilediğine dair tıbbi yayınlar vardır.Zaman içersinde %90 a yakın oranlarda iyileşme görülmektedir.

2.Fobik Deprem Nörozu: Deprem ve benzeri doğal afetlere maruz kalan kişilerde sıklıkla olayın tekrarlanacağı korkusu ,sanki bir anlık yeniden deprem oluyormuş hissi ile ani korku ve hatta paniğe kapılmalar görülebilmektedir.Deprem sonrası yoğun yaşanan bu duyguların zaman geçtikçe hafifleme eğilimi gösterdiği bilinmektedir.

3.Hafif depresif belirtiler ve psikosomatik rahatsızlıklarda alevlenme: Nedeni açıklanamayan çeşitli bedensel belirtiler,ağrı ve uyku bozuklukları ile psikosomatik rahatsızlıklar olarak bilinen kolit ve on iki parmak bağırsağı ülseri gibi rahatsızlıklarda alevlenmeler ile duygu durumunda majör bir depresif rahatsızlık boyutlarında olmayan çeşitli depresif semptomlar (iştah uyku bozuklukları, konsantrasyon güçlüğü,halsizlik vb;) diğer psikiyatrik belirtiler arasında sayılabilir

Neden Deprem sonrası psikolojik rahatsızlıklar görülüyor?

Deprem ve benzeri doğal afetler insan sinir sisteminde ani ve şiddetli bir tehlike uyarısı oluşturmaktadır.İnsan zihni yeterince tanımadığı ve baş etmek de güçlük çektiği bu uyaran seli altında kalma süresi ve uyaran şiddeti ile orantılı olarak etkilenmekte ve başa çıkamadığı ölçüde çeşitli psikolojik rahatsızlıklar gelişmektedir.

Neden Deprem geçtiği halde korku ve rahatsızlıklar bu kadar uzun sürüyor?

İnsan siniri sisteminin bir özelliği de başa çıkamadığı travma etkisi yaratabilen olaylarla hayaller ve rüyalar yolu ile tekrar tekrar yaşayarak başa çıkmaya çalışma eğilimidir. Örneğin bizi üzen ve yetersiz kaldığımızı hissettiğimiz bir olayı defalarca rüyamızda görerek yada zihnimizde canlandırarak başka türlü davranma yollarını deneriz. Ancak deprem söz konusu olduğunda sinir sisteminin yaklaşım biçimi aynı kalmakla beraber sorunun bir çözümü bulunmamakta ve derinde hissedilen yetersizlik duygusu şiddetli bir kaygı eğilimi oluşturmaktadır.Ancak verilen reaksiyon zaman içinde bütün bu tür olaylarda olduğu gibi kendiliğinden sönme eğilimi göstermektedir.

Ne zaman uzmana başvurulmalı?

Bu soruya bir psikiyatristin verdiği yanıt çoğu diğer psikiyatrik sorunlarda verilen yanıta benzer. Eğer kişinin hissettikleri günlük sosyal ve mesleki yaşantısını aksatacak ölçüde ise, performansında belirgin düşmeye neden oluyorsa bir uzmana başvurması yerinde olur. Örneğin uyku düzeniniz aksamaya başladı,uykuya dalmakta büyük güçlük çekiyor ve ertesi gün kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız veya işinizde eski heyecanı duyamıyor ve bir boşvermişlik duygusu içinde performansınızdaki düşüklük sizi ve çevrenizdeki insanları rahatsız edecek boyuta ulaşıyorsa yada eskiden hoşlandığınız şeyler artık size o denli güzel gelmiyor ve herşey değerinden kaybetmiş gibi duruyorsa bir uzmana başvurma zamanı gelmiş demektir.

Belirtiler zamanla artar mı azalır mı? 

İyi haber: Bütün bu belirtiler zaman içinde artma değil azalma eğilimi gösterir. Aslında zihniniz olayı tüm yönleriyle sindirmeye ve bir çeşit bağışıklık kazanmaya çalışmaktadır. Sık sık tekrarlanan kasırga bölgelerinde yapılan çalışmalarda daha önce kasırgayla karşılaşmış deneyimli bireylerin yaşanan bir kasırga sonrası daha az psikolojik sorun ürettiği gösterilmişdir. 

“Bu hisleri neden ben hissediyorum da amcaoğlum hissetmiyor?”

Bu duyguları insanlar sıklıkla bir dayanıksızlık ve acizlik belirtisi olarakda alabilmekte ,diğer insanlardan daha zayıf oldukları için bu tür korkulara kapıldıklarını düşünmekte ve kendi değerlerine duydukları inançda sarsılma görülebilmektedir. Bu noktada olayın doğru yorumu,hissedilenlerin evrensel boyutta olduğu ve uyaran şiddet ile süresine bağlı olarak tüm insanların benzer duygular hissetmekten kaçamayacakları bir gerçekle karşı karşıya olunduğudur. Ancak insanlar her zaman olayları birbirinden zamana ,mekana ve geçmişlerinden gelen kişisel tecrübelerine bağlı olarak küçük farklarla algılarlar.Amcaoğlunuzun olayı daha farklı algılaması bu sayılanlara yada deprem esnasında uyanamamış olmasına bağlı olabilir

Kendi başıma bir şeyler yapabilir miyim?

Evet yapabilirsiniz. Buna da duyduğunuz insanca duygular için kendinizi suçlamaktan vazgeçmekle başlayabilirsiniz. Dünyada yılda onlarca şiddetli kasırga ve deprem oluyor. Doğayla yaşamak kolay değil. Güzellikleri olduğu kadar kaprisleri de olan sevgili tabiat bize ona saygı duymaktan ve akıllı davranarak kendimiz için önlemler almaktan başka çare tanımıyor. Eşiniz fazla kapris yaptığında boşanabilirsiniz ama tabiattan boşanmak mümkün değildir.Lütfen ne siz ne de ben bunu unutmayalım....

“Bunlar güzel sözlerde pratik önerileriniz var mı?”

Evet var. Deprem bölgesinde yaşayan insanlara yardım edin.Yardım eden kuruluşlara destek olun. Acıyı paylaşın. Paylaşılan acılar eskisi kadar acıtmaz olur sonunda. Ayrıca nefis bir kış geliyor.Atkı ve eldivenlerinizi hazırlayın,yeni yılı karşılamak için planlar yapın, çocuklarınıza ne hediyeler alacağınızı düşünerek çaktırmadan bu günlerde ne arzu ettiklerini sorun ve onları çılgına çevirecek hediyeleri alırken sinsice gülün. Güzel kar manzaraları için fotoğraf makinanıza film alın.Hayat devam ediyor unutmayın.
(Bu yazı 17 ağustos 1999 Marmara depreminden hemen sonra yazılmıştır)

    Retorik ,Figure of speech yada “mecaz” denilen, söz sanatında sıradan ve rutin kullanımın dışında anlamlar yaratan ,etkileyici ve güzel ifade biçimleridir.

      Retorik sanatında kullanılan edebi yöntemlere bakalım.

Climax(Doruk),kelime, kelime grubu veya cümleleri etkileri yada önemleri giderek artacak şekilde art arda kullanmak: “It is an outrage to bind a Roman citizen; it is a crime to scourge him; it is almost parricide to kill him; but to crucify him—what shall I say of this?” : Bir roma vatandaşını bağlamak ayıptır,kırbaçlamak suçtur,öldürmek gözüdönmüş bir canavarlıktır ya O’nu çarmıha germek.Buna ne denebilir?

Anticlimax(Dip), Mizahi bir etki yaratmak için cümle içinde önem sırası giderek düşen ifadeler  kullanmak,mesela “ Mussolini rejiminin büyük başarısı,ulusal bir bilinç yaratmak,büyük İtalyan imparatorluğunu canlandırmak ve trenlerin zamanında kalkmasını sağlamak olmuştur.” gibi…                         

Antithesis (tez ve antitez oluşturan zıt kelimeleri yan yana kullanmak) zıt anlamlı iki kelime yada ifade grubunu yan yana dikkat çekecek şekilde kullanmak., İngiliz şair Alexander Pope’nin yaptığı gibi: “hata insana,bağışlama tanrıya mahsustur.”,”gök yüzünde de uçtum,denizlerin diplerine de indim…

Conceit (konsept veya fikir) süslü abartıyı(extravagance) veya  benzetiyi (simile) kullanarak birbirine benzemeyen tamamen farklı iki şey arasında paralellik(analoji) kurmak Öz.17 yy. metafizik İngiliz şiirinde görülür. Örnek:İngiliz şair John Donne, iki sevgilinin yan yana gelen ruhunu bir pergele benzetmişti.

       Euphemism(örtmece-üstü kapalı söz), kötü çağrışımlar yapan kelimelerin    

       yerine     daha hafiflerini  seçmek.Tuvalet yerine lavabo,ölmek yerine ruhun  

       huzura kavuşması gibi.

Exclamation(Ünlem) Ani bir heyecanla araya girerek şiddetli bir  duyguyu,korkuyu,nefreti veya matemi ifade eden ünlemli ifadeler kullanmak William Shakespeare's drama Macbeth’de Lady Macbeth says, “Dışarı,dışarı,lanetli varlık”, Hamlet’te  prensesin ağlaması gibi “O şeytan şeytan, gülen lanetli şeytan!”

Hyperbole, bir şeyi olduğundan fazla gösterme,abartma İngiliz yazar Thomas Babington Macaulay: “Dr. Johnson çayını okyanuslardan içerdi..”

Irony, mizahi vaya hafifçe alaylı biçimde, sözleri görünür anlamın tersini ifade edecek biçimde kullanma sanatı.” İrlanda’nın fakir insanları çocuklarını yenmek üzere zenginlere satarak fakirlikten kurtulabilir”. (İngiliz hiciv ustası Jonathan Swift)

Litotes, fikirlerin etkisini artırmak için onları küçümser bir ifade ile kullanmak “İngiliz şair Thomas Gray düz yazıda da pek az hüner göstermiş sayılmaz”,

Metaphor, bir kelime yada tabirin yerine aralarındaki benzerlikleri göstererek anlamı anlaşılır ve güçlü hale getirmek için başka kelime yada tabirlerden faydalanmak “Tanrının kanunu,ayaklarınızdaki ışık ve yolunuzdaki lambadır.”; “Bir küfür yağmuru patladı aniden”

Metonymy, aralarında ilişki olan ibareleri birbiri yerine kullanma “uçakta hostes iyi bir masa donattı.”(yemeğin iyi olduğu anlatılıyor)

Onomatopoeia, sözcüklerle doğal sesleri taklit etme sanatı..“vızlayan arı” , “şarıldayan su”

Oxymoron, iki zıt kelimeyi yan yana kullanma sanatı.Yaşayan ölü,yanan buz gibi.

Paradox, sağduyuya ilk bakışta aykırı görülse de temelde doğru olan ifadeler kullanma sanatı. “barış için savaş” ve “oldukça tanınan bir gizli servis ajanı.” (Oksimoron ile karşılaştırdığında tanımlama amaçlı olmadan,daha somut ,gerçekçi durumları bildirmek için kullanılıyor)

Personifikasyon, doğa olaylarını,cansız nesneleri veya soyut ifadeleri canlı varlıklarmış gibi kullanma sanatı.“ihtiyaç icadın annesidir”; “Gece şehri abanozdan kanatlarının altına aldı”

Rhetorical question, cevap almak için değil,yergide bulunmak, açık olan cevaba dikkati çekip daha iyi  empati yapmayı sağlamak için sorulan soru. “Yardım gerektiğinde bana yardım ettin mi? Yükümü hafifletmek için bir şey yaptın mı?”

Simile, “benzer” veya “gibi” sözcükleriyle kullanılan metafordan daha spesifik benzetmeler.”Hıristiyanlık paganizmin karanlığında bir ışık gibi parladı”

Synecdoche, tümü parçalarıyla,parçaları tümle,türü cinsle ifade eden mecazi tabirler kullanma sanatı. “50 baş sığır,” baş tüm sığırlar için kullanılmıştır. “Başkanın yönetiminde ülkenin en iyi beyinleri toplanmıştır” Beyinler entelektüel olarak parlak insanlar yerine kullanılır.

Analoji,kıyaslama ,verilen bir örnekle başka bir örneğe atıfta bulunma


Günümüzde görsel ve yazılı medya medya dünyasında etki yaratmak üzere kullanıldığında retorik sanatı üç yöntemden birisine dayanıyor.Bu yöntemler İnsandaki Ethos(güven),logos (akıl,bilgi)ve pathos(duygu) denilen niteliklere çağrıda bulunmakla ilişilidir...Bunu en iyi belki de reklamcılar bilir ve uygular.

Ethos ,güvenilir,çevresinde itibarı olan kişi ve kurumları ağzından seslenir.Örneğin eski bir benzin istasyonu reklamı olan Alpet reklamında, Fatih Terimin filmde bulunuşu ile, Terimin içinde bulunduğu(kefil olduğu) bir işin yabana atılır bir iş olmadığına dikkat çekiliyor

Logos ,akla,mantığa seslenir ikna etmek için.Bazı pencere boru reklamlarında,kalınlık ölçüsü vererek, alıcıya ,buyur karşılaştır bakalım,değmiyorsa almazsın söylemi örnek verilebilir.

Pathos ise duygulara hitap eder.”Erke dönergeci diye bilinen enerjiüreten makinenın(!)” altında türk mühendisliğinin zekası ve azmi olduğu gibi,Derby reklamında Ali Desideronun türk bayrağıyla(hafif mizahi bir unsurda katılarak) Samuray bıçaklarının yerliliğine atıfta bulunması gibi ve yakın tarihte siyaset sahnesinde gördüğümüz ,muhtemel amacının iktidarın gücünü eline geçirmek ,kendi ya da ailesine çıkar sağlamak gibi görünen Cem Uzan isimli işadamının amacının sadece Türklüğün şeref ve itibarını kurtarmak olduğunu ifade etmesi,sadece vatandaşını düşündüğünü ileri sürmesi gibi örnekler pathosun retorik sanatında kullanılış biçimi ortaya koyar.


Pathos da mantıktan iyice uzaklaşılır çoğu kez.Bir illüzyonist hüneri ile seyirci arzu edilen yere doğru sürüklenir.


Pathosa seslenildiğinde ,dil de lirikleşir,müzik alt yapıyı renklendirir.

Şiir de retorik sanatı içinde kullanılabilir.Sevgiden bahseden şiir ve şarkılarda,sevgi bir kendinde iyi haline getirilerek, mantığından, ekonomisinden koparılır.Sevginin kökenini,anlamını ,ideolojik kullanımını araştırmak yasaklanır.Duygular adeta bir uyuşturucu madde etkisi yaratır maruz kalanlar üzerinde.



Solun önceliği maksimum üretim artışında değildir.OLMAMALIDIR.
Üretim her alanda sınırsız bir serbestlik içinde değil,sadece kar
mantığına göre değil, aynı zamanda ihtiyaçlar dikkate
alınarak,planlı şekilde yapılmalıdır.

Sol önceliği eldekini paylaşım adaletinde ve herkesin insanca
yaşayabilme hakkına saygıya vermelidir..

Solun,zenginliklerin toplumsal paylaşımında eşitliği
sağlayabilmesi ve ayrım gözetmeden
herkesin  insanca yaşama hakkını teminat alabilmesi için belirlediği hedefler şunlar olmalıdır

 

a.Maddi şartlarına bakılmaksızın herkesin eşit
eğitim,sağlık,sigorta,emeklilik haklarından faydalanabilmelidir
(Türkiye de yaygınlaştırılmış biçimiyle hiçbirisi yok)

b.İnsanlıktan çıkaran aşırı çalıştırılmaya karşı birey
korunmalıdır.
(Türkiye'de bir büyük fabrika bünyesinde çalışan işçiler için
kısmen sağlanmış olabilir,bir otosanayi için asla
söz konusu değil mesela.Beyaz yakalılar ve doktorlar ise
insafsızca çalıştırılmaya zorlanıyor)

 

 c.Devlet hastahanesi ,içinde yakıtı olan okullar, herkesin spor
yapabilmesi için tesis,çalışan kadınlar için kreş yapılmalı,konut
yardımı,lojman yapımı,doğa alanlarının herkesin faydalanabileceği
şekilde değerlendirilmesi gibi sosyal hizmetler sunulmalıdır
(Türkiye de asla böyle hizmetler söz konusu değil.
Kendi vatandaşları için kreş,konut yardımı,lojman yapımı
gibi şeyler bir yük gibi görülüyor.
Zira bunların, katma değer yaratmayan boş yatırımlar
olduğu(para gelmeyecek ya), kapitalistlere devlet ihaleleri
ve iç borçlanma senedi faizleri ile hortumlanacak sermayeden çaldığı,
dolayısıyla iktidarın sebeb-i mevcudiyetine aykırı olduğu ,
sömürü düzeninin devam ettirilmesi gayretine ayak bağı olduğu
düşünülüyor.)

d..Sınavlar,işe almalar kayırmasız gerçekleştirilmeli,
ülke yönetiminin her kademesinde etnik köken,dini görüş farkına
bakılmadan herkesin çalışabilmesi için fırsat yaratılmalıdır.
e.Ülke için stratejik önemi olan elektrik santraller,savunma sanayi
tesisleri,demir,çelik,kömür işletmeleri , telekomünikasyon sektörü
gibi sektörlerin kamuda kalmalıdır

f.Ülkeyi dışa bağımlı hale getirecek dış borçlanmadan titizlikle
kaçınılmalı ,ülkenin geleceği ipotek altına alınmamalıdır.Bu solun
özgürlüğe verdiği değerden gelir.

h.Halkın doğru bilgilendirilmeli (ki bu çok önemli bir halk
hakkıdır),birikimleri dolandırıcıdan, vurguncudan,hortumcudan
dikkatle korunmalıdır
Doğru bilgilendirilmemiş halkın parası, hükümetin bizzat yöneticisi
olduğu piyasa içinde göz göre göz göre hortumlandığında,başbakanı
vatandaşa yatırırken bana mı sordun? diye fırça çekeceğine, hükümet
sorumluluğu en baştan kabullenip,üstüne düşenleri yapmalıdır.

ı.Vergiler adaletli alınmalıdır.Kdv ve ötv gibi dolaylı vergilerle az
para kazananla çok para kazanandan aynı vergi alınarak halk
mütemadiyen soyulmamalıdır.

i.insanların din,dil ve etnik köken hakkına saygı
gösterilmesi.Binlerce yıllık lisanını insanların radyo ve tv de
duyabilmeye,çocuğuna isim koyabilmeye,okula gönderdiğinde dilini
öğretebilmeye (yardımcı lisan olarak da olsa) hakkı olduğu kabul
edilmelidir.

 

j.dış ilişkilerinde önceliği adil ve insancıl ülke yönetimleriyle
işbirliğine vermeli.Dinsel,ırksal yakınlığa,kurtlar sofrasında bir
yer de kendisi kapmaya dayalı dış politikalar geliştirmemelidir.

k.Sol yalnız bir ekonomi politika değil aynı zamanda bir dünya
görüşüdür.Bir ahlaki duruşu vardır.Bu ahlaki görüşler şu şekildedir.

Sol, insanların kanun koruması altında ya da kanun dışı olarak
birbirini soyması,sömürmesine ahlaki olarak karşıdır.Kimsenin emeği
bir başkası tarafından çalınmamalıdır.

Sol,insan hayatının tüm gayesini yalnızca daha çok meta üretmek
üzere çalışmasında görmez.İnsan ailesiyle ilgilenebilmeli,
eşi ve çocukları ile günde birkaç saatin dışında da
görüşebilmelidir.Spor ve sanata ayıracak, arkadaşlarıyla sosyal
ortamlarda bir araya gelecek zamanı olmalıdır.
Bu haklar yalnız özgür ve zengin insanlara ait haklar olmamalıdır.

İnsan,doğaya ait bir varlıktır.Doğal ortamlar içinde
bulunmalıdır.Doğal varlıklar sağın yaptığı gibi birer pazarlama
nesnesi haline dönüştürülmemeli, herkesin erişimine açık olmalı ve
doğal hallerinin korunmasına özen gösterilmelidir.

Sol,dünya barışından yanadır.Çıkarları için savaşmaz ancak özgürlüğü
için savaşır.Çıkarları için savaşanları insanlık suçu işlemiş sayar.

Sol, her insanın doğumundan itibaren diğerleriyle eşit olduğunu kabul
eder.Tüm dünya halklarını, din,dil,ırk farkı gözetmeden kendi
halkına kardeş sayar.Din,dil,ırk üstünlüğü gözeten ve bu
paradigmayla başkalarından çalmaya kalkan,başka hakları kendi egemen
düzenleri içinde, kendilerine hizmet etmeye zorlayan ideolojileri
şiddetle kınar.

Sol,din başta her türlü dogmatizme karşıdır.Bilimsel dünya görüşünü
resmi görüşü olarak kabul eder.

Hegel(1770-1831), 1807 de “phenemonology of mind” ı yayımladı... Hegel’e göre insan; varlık hakkında duyuları hiç kullanmaksızın yalnızca akıl yoluyla gerçek ve kesin bir bilgiye ulaşabilir-ki işte bu yüzden de Hegel idealist bir filozoftur- Çünkü aklın yasalariyla varlıgın yasaları bir aynıdır. Bunu da “Akla uygun olan gerçek, gerçek olan da akla uygundur” sözüyle ifade etti.

Hegel her şeyin temelinde bir evrensel varlığın,İde’nin var olduğunu düşünüyordu.İdeden ayrı bir ilke,ondan ayrı,onun dışında da bir şey yoktu.Var olan her şey onun ortaya çıkışı,belirmesi,belli bir biçim alması,tenleşmesiydi.Mutlak varlık sadece varolmanın da ötesinde bir gelişme,ilerleme ve değişmeydi.Diyalektiğe dayanan felsefesinde,İde çokluk çeşitlilik,tek teklik içinde kaybolup gitmez;düşünen Tinde(zihinde) yeniden kendine döner.Tin kendini bilip tanıyan mutlak varlıkdır.Farklar ve antitezler mutlağın kendini gerçekleştirdiği gelişmesinde birer ara durak,uğraktır(Moment)Her kavram kendi antitezini,olumsuzlamasını içinde taşır.Mutlak varlık kendini olumsuzlayarak ,tek tek varlıklar ve çokluk(Doğa) haline gelir.Bu mutlak varlığın kendisine yabancılaşmasıdır.Ama çokluk,doğada görülen tek tek varlıklar , gelişmenin bir uğrağıdır yalnızca.Tek tek varlıklarda kendini olumsuzlayarak,bütünselliğe yani birliğe yönelir ve insan bilincinde yani kendini tanıyan bilinçte,maddesel ve manevi bütün varlıklar yani evren yeniden buluşur ve birleşir.Böylece,başlangıç noktasına yani mutlak varlığa daha yüksek bir düzeyde ,bilinç düzeyinde yeniden ulaşılmış olur.

  • Tin bütüne ulaştığı yolculuğuna tarihte,iklim,coğrafi yer,ırk ve ulus tarafından belirlenmiş bir yerden başlar.Gelişmemiş bir “ruh” halinde veya “duyum” halinde bulunan Tin bu haliyle antropolojinin inceleme konusudur.
  • Bir sonraki basamakta “kendini duyuş” gerçekleşir.Öteki benleri de tanıyıp kabullendiğinde ahlak ve devlet şeklinde nesnel Tin ortaya çıkar.Tarih halklarda beliren Tinin gelişiminden başka bir şey değildir.Tarihin belli bir anında bir halk Tinin gelişimini üstüne alır ve gerçekleştirir.

Tinin tanınmasında kullanılan araçlar

  • Mutlak Tin ilk ortaya çıkışında Sanattan faydalanır.Sanat İde’nin sezgiyle ve doğrudan doğruya tanınıp bilinerek ortaya konulmasıdır.
  • Din aşamasında İdenin doğrudan muhatap olduğumuz varlıklardan üstün olduğunu anlarız.
  • Felsefe üçüncü aşamadır.Sanatın ve dinin taşıdığı doğruluğun daha üst seviyede kavranmasıdır.
Hegel Nesnel Tinin, yani hukuk,ahlak,devlet gibi gerçekler içinde genelleşmiş, öznellikten kurtulmuş ve kendini gerçekleştirmiş Tinin,en son ve kusursuz örneğini Prusya devletinde görüyordu.Mutlak Tinin en kusursuz gerçekleşmesi olan Felsefeyide kendi felsefesinde görüyordu.

Hegelin (1)eleştirisi bu düşüncesinden kaynaklanır.Zira Engels’in de belirtmiş olduğu gibi,bir yandan “Diyalektik” anlayışın özünü oluşturan değişim gücünün sürekliliğinden bahsederken bir yandan Mutlak Tinin gerçekleşmesinde Prusya devletini ve kendi felsefesini her şeyin sonu ve insanlık tarihinin kapanışı olarak görmesi ciddi bir çelişkidir. (2) eleştiri: 2.bir çelişki , tin-madde-tin diyalektik hareketi içinde ortaya çıkar. Bu, mutlak-öznenin yabancılaşma sürecini tamamladıktan sonraki süreçte başlayan geri çekilme hareketinde, yani mutlak-tinin maddeden kurtuluşu olarak ifade edilecek felsefi edimde, din bir yabancılaşma unsuru olarak kavranır. Özel mülkiyet, hukuk, ahlak, sermaye, vb. öğeler bu süreç içinde orataya çıkarlar fakat geri çekilme hareketi içinde(maddeden felsefi soyutlama aracılığıyla kurtulmayı kastediyorum) yok olurlar. İşte tam da bu nokta, dinin de yok olmasını gerektirirken Hegel bu hatayı gözden kaçırmıştır. O, tutarlı olması için dinin de bir yabancılaşma öğesi olarak imlediği felsefi süreç içinde, demek ki dinin yok oluşunun önüne geçememektedirHegel felsefesinin ateist bir felsefe olduğunu ileri süren düşünürlerin başında gelen ünlü Rus filozof Alexandr KOJEVE’nin Hegel felsefesini yorumlarken yapmış olduğu hata işte bundan kaynaklanmaktadır. O (Kojeve) ve benzer düşünceli filozofların Hegel’i ateist olarak değerlendirmelerinin kaynağındaki çelişki budur işte Onlar Hegel’in tutarlı olması için dinin yadsınması/geri çekilme spesifik hareketi içinde yok olması gerektiğini haklı olarak ileri sürerler, oysa Hegel’in niyeti hiç de bu değildir. Onun amacı katıksız kurgu temelinde tanrıya doğru uzanan felsefi bir eldir.


Hegelin ve Marksın diyalektik anlayışları arasındaki fark:

Bu nedenle Hegel için temel olan düşüncenin, bilginin ilerleyişinin vs yasaları..Maddenin evrimi ise düşüncenin kendini gerçekleştirme macerası. O zaman Hegele göre Maddenin değişmez yasaları diye temel bir kavram yok bir anlamda.

Ama şu var: Hegele göre varoluş "baştan varolan amaca" dayalı bir evrim. Yani önce yabancılaşıp sonra insanda kendini bulma macerası . Ve diyalektik denilen şey bu amacı baştan belirli evrimi yöneten kanunlar.

Diyalektik materyalizmde ise "bu baştan varolan amaca doğru evrimi tanımlayan diyalektik", düşüncenin kendini gerçekleştirmek için işleyişine dair yasalar olmaktan çıkıp maddenin yasaları konumuna yükseltiliyor

Bütün felsefesi boyunca insanın özünde tarihsel bir varoluşu bulunduğunu, tarihinse özgürlük bilincinin gelişimiyle özdeş olduğunu savunan Hegel , gerçek özgürlüğün üyelerinin birbirlerinin varlığını aynı ölçüde karşılıklı olarak tanıdığı, birbirlerine eşit derecede saygı gösterdiği bir toplumda yaşamak ile edinilebileceğini ileri sürmüştür.


Kant'ın eleştirel felsefesini bütünlüklü bir "gerçeklik kuramına" götüren Hegel...

"Öteki Alman idealistleri gibi Hegel de tek başına Kantçı ilkelerle kendi içinde bütünlüklü bir "gerçeklik kuramı" oluşturmanın olanaksız olduğu düşüncesiyle Kant'ın eleştirel felsefesinin felsefe sorularına son noktayı koyamadığı inancındadır.

Kendinden önceki iki idealist öncelinde olduğu gibi Hegel için de kendi içinde bütünlüklü bir gerçeklik kuramı, tek bir ilkeden ya da tek bir konudan başlayarak bütün gerçeklik biçimlerini (doğa,din,siyaset,sanat vb) dizgeli bir biçimde açıklayabilen kuramdır.

Bu öngörünün alanda yatan temel öncüllerden biri, hiç kuşkusuz Hegel 'in ancak böylesi bir dizgeli doğaya konu bir kuramın inancın yerini bilginin almasına olanak tanıyacağını düşünmesidir. Çoğu felsefe tarihçisinin gözünde bu düşünüşüyle Hegel , inanç ile bilgi arasındaki ikilik karşısında bilgiden yana aldığı tutumla, genelde Alman Aydınlanması bağlamına, daha özeldeyse Alman İdealizminin usçu çerçevesine yerleştirilmektedir.


Hegel'e göre "Gerçeklik ve Us" ilişkisi...

Hegel 'e göre bütün gerçekliği açıklayan temel ilke us 'tur. Hegel'in "us" denilenden en genel anlamda anladığı, belli bir insan tekine ya da tek bir özneye yüklenebilecek belli türden bir nitelik ya da yeti değildir.

Tam tersine bütün gerçekliğin toplamıdır us..

Bu düşünce uyarınca Hegel , us ile gerçekliğin bir ve özdeş olduğunu, birbirlerinden şu ya da bu biçimde ayrılarak düşünülmelerinin olanaksız olduğunu ileri sürer: "Ussal olan gerçek, gerçek olan da ussaldır." Usun, Spinozâ nın tözünden ayrı olarak, en son amacı usun kendisini tanıması olan, diyalektik anlamda aşamalanmış bir gelişim süreci olarak anlaşılması gerekmektedir.Ancak usun bir epistomolojik ve bir ontolojik temeli olduğunuda kabuleder. Us gerçekliğin bütünü olduğu için bu enson amaç ancak us kendisini bütün gerçeklik olarak tanıdığında gerçekleşmiş olacaktır. İşte felsefenin temel amacı da usu kendi bilgisine taşıyan bu sürece ilişkin, bu sürecin uğraklarına, usun hangi aşamalardan nasıl geçtiğine ilişkin tutarlı bir açıklama sunmaktır.


Hegel ve Aristo mantığı arasındaki fark:Varlığı oluş içinde ,tarihsel gelişim içinde bilmek

Aristotdes mantığına göre, "şurada olan ağaç" için söylenebilecek doğru, "orada olanın ağaç olduğu"dur. Ne var ki Hegel mantığı açısından orada olan ağacın masa ya da kâğıt olabilecek olmasını söylemek de aynı derece doğrudur-söz konusu ağacın gerçekliğinin eksiksiz bilgisini edinmek bakımından. Bu anlamda Hegel gerçekliğin en üst anlatımının "varlık'ta değil "oluş" ta bulunduğunu belirterek, bunun aynı biçimde düşünce için de geçerli olduğunu söylemektedir. Çünkü bir şeyin gerçek bilgisine ulaşabilmek için salt o anki halini ya da durumunu bilmek yetmez, geçmişte ne olduğunu ve gelecekte ne olacağını da bilmek, yani o şeyi bütün bir tarihsel gelişimi içinde bilmek, bir şeyi eksiksiz bilme ediminin ayrılmaz bileşenleridir

Sevginin dört türü eski yunanca da şöyle isimlendirilmiş.


Eros zevk almak ve sahip olmak,philia ilgi duymak ve merak etmek(belki kendini bulmak ve geliştirmek için fırsatları kullanmak),storge /ait hissetmek, Agape/birisinin benle ve ya dünyayla ilişkisi merkezinde değil varoluşu ve eşsizliği dolayısıyla anlaşılması, takdir edilip  hoşa gitmesi...

 

Agape,sempati,şefkat,kavrayış ve empatide olduğu gibi bütün ötekilere yönelmiş bir tutumdur.O başkasının çıkarlarını düşünmek,tereddütle ya da zorlukla da olsa meselelere başkasının gözünden bakmayı öğrenmektir.Agape kendi ile başkaları arasındaki farklılıklara hoşgörülü davranma ve onlarla birlikte yaşama istekliliğidir ve özgür seçimle işler.Temel dürtü Agape olduğunda,iki insan arasında cehennem belki zorunlu olarak cennet olmayacaktır,ama en azından ilişki çekilebilir hale gelecektir.Agape,bir ailenin huysuz yaşlı bir ferdine,bir askerin kollarında ölmekte olan düşman askerine,bir öğretmenin sınıfındaki yeniyetme bir dik başlıya duyduğu sevgidir.Bu,insan varlığının gösterebileceği en saygın özelliğidir.
Belki de insanların içlerindeki agapeyi keşfetmeleri,bu duygunun hayatlarını yönetmesine istekli olmaları ve içlerindeki agapeyi büyüterek yetiştirmeleri,geliştirmeleri gerekiyor.

Büyük dinlerin bütün canlılara duyulan şefkat ve merhamet dedikleri şey de bu olsa gerektir.Ancak agape kavramından da anlıyoruz ki dünyayı bu duygunun gözleriyle görmek için hiç de dini bütün bir insan olmaya gerek yok.Sadece içimizdeki duygunun sesine kulak vermek yeterli.


Eros çoğu erkeğin güdülenimini oluşturuyor günümüzde.


Storge ise erkeklerin daha çok siyasi ve etnik konular gündeme geldiğinde ,savaş sözkonusu olduğunda hissettikleri,kadınların ve çocukların ise aile bağlamında her zaman kuvvetlice hissettikleri bir sevgi türü olsa gerek.

Philia ise sezgi gücü yüksek olanların,bilim adamlarının, felsefecilerin, sanatçıların aşina oldukları bir bağlanma türü.

Agape ise dindarların ve romantiklerin sevgi duygusu herhalde.
__________________